Sinirlenirse Kötü Olacak İçedönüklerin Rol-Beklenti Açmazları

Blog’uma detaylı yazmak için notladığım ama bir türlü geri dönemediğim birtakım konular var. Bu konularla her yüzleştiğimde, blog sayfalarıma bakıp hem aklımdaki bir iki kırıntıyı aktarmayı beceremiyorum, hem de bir anda isteksizlik çöküyor. Şimdi, bu birikmiş konularla ilgili bölümlere yer verdiğim bir yazıyı paylaşacağım. Bu şekilde daha verimli çalışmalar olacak ama kouyucular ne hisseder veya gerçekten faydalanabilir mi onu bilemiyorum, başlayalım görelim:

Sinirli olmanın, normalde öfkeyi dışa vurmayıp kızdığım zaman ortalığı dağıtmanın marifet olduğunu zannederdim. Karşıma çıkan çok öfkeleneceğim bir durumda sinirimi bu şekilde dışa vurmam. Çünkü bir sinirlenirsem, bir kızarsam.. Dondurmam Gaymak filmini izleyenleriniz vardır, oradaki dondurma ustasının bir cinnet herşeyi çözer demesi gibi bir bakıma. Ama ya arkada kalanlar? Bu şekilde aslında öfkelendiğim duruma daha fazla hizmet etmiş olmuyor muyum? Aynı zamanda,sinirlenince ortalığı yakıp yıkma potansiyeli olmanın da aynı şekilde sıkıntılı olduğu bir gerçek. Hadi sadece sesinizi yükseltin ve sonra bakın bakalım? İnsanlar garip garip size bakarlar. Genellikle de bu öfke patlamaları en olmadık zamanlarda ortaya çıkar. Ama benim derdim bu nöbetleri betimlemek değil, daha ziyade bu özellikle diğer insanlardan sıyrıldığımı hep düşünürdüm. Ama bakıyorum, bu konuda o kadar da yalnız değilim. Eh, yeri gelmişken, Hulk isimli süperkahramanın da ortaya çıkması ve yaratılmasının bu tür insanların fazla olmasıyla mutlaka bir etkisi var. Bence siz de kendinizi “Kızarsa çok kötü yapacak.” insan olarak marjinalleştiriyorsanız, benim fikrim pek de yalnız olmadığınız. Dahası, doğru yolda gitmediğiniz. Peki bu nitelik daha ziyade nasıl bir karakterde ortaya çıkıyor?

 

Ağırbaşlı
Beyefendi
Cansız
Çekingen
Durağan
Efendi
Farklı
Gösterişsiz
Hareketsiz
Ilımlı
İçine Kapanık
Kendi Halinde
Lütufkar
Meraksız
Nazik
Olgun
Ödlek
Pasif
Rahat
Sakin
Şuurlu
Tasasız
Uysal
Üşengeç
Vakur
Yumuşak Huylu
Zayıf

Yukarıda sayılanların hangisiyle tanımlanırsa tanımlansın, bu sıfatlardan birisi veya birden fazlasıyla etiketlenmiş olduğunuzu düşünüyorsanız, bununla ilgili kalıp davranışlara mutlaka maruz kalmışsınızdır. “Sesin çıkmıyor”, “Konuşsana”, “Bak böyle daha hareketli ol”, “Git arkadaşlarla tanış kaynaş bakalım”,”Kaç gündür çıkmıyorsun, git bir hava al, açılırsın” Yapmakta olduğunuz iş veya takındığınız tavır normal değilmiş gibi hissettirilir her seferinde. Yaptığınız diğer insanlardan farklıyken göze batmanız istenmez, kendi halinizde kalmayı tercih ettiğinizde ortaya çıkmanız istenir. Halbuki belki sayı olarak hiç de az değilken dışlanmış, horlanmış, ayrıştırılmış olursunuz. Dahası, yapmak istemediğiniz veya yapmak için çeşitli manevi yükler altına girdiğiniz bir tavrı hayatınızın geri kalanı boyunca sergilemeniz istenir ve buna da “Açılmak”, “Kendine Gelmek”, “İnsana Karışmak” gibi anlamlar yüklenir.

Peki bu tavır makul mü? Bu konu kafamı uzunca bir süredir karıştırıyor. Çünkü kendimi daha şahsına münhasır ve içe dönük bir karakter olarak görüyorum ama yine bu konuda da yalnız olmadığımı farkettim. Susan Cain’in Sakinler de Kazanır isimli kitabını okuduğumdan beri bu konuyla ilgili daha ümitliyim. Dahası, hem ülkemizin hem de dünyanın iyiliği için efendi güçlerin kendini göstermesi, içedönüklüğün güzel doğasını insanlarla paylaşması gerekli. İnsanlarla paylaşım deyince dışadönüklük aklınıza geliyor olabilir, ama Susan Cain’de kitabında birşeyi özellikle vurguluyor: Sizi dışadönük olmaya zorlayan bazı etmenler olabilir. Evet dışadönük olmak zorunda değilsiniz ama, bu kendinizi ifade etmemek demek değil. Paylaşım dediğiniz Facebook butonu da olur, blog yazısı da olur, bir şarkı olur, bir el sanatı olur; kendini ifade etmekte sınır var mı?

 

Fight Club filmini izleyenler bilir, “Hepimiz annelerimizin oğullarıyız.” diye birşey söyler Tyler Durden. Ben filmi izledim, ama aynı isimli kitapta da  temel düşünce eski dönemki sert, kavga eden, avcı ve asker olan erkeklerin günümüzde enerjisini boşaltacak bir alan bulamaması ve bunun sıkıntı yaratması idi. Erkek çocuklarına toplumun yüklediği sorumlulukları bir düşünsenize, içe dönüklükle ilgili saydıklarımızın hangisi bu konsepte uygun gözüküyor?

İşte bu şekilde her erkeğe benzer zorunluluklar, misyon ve bürünmesi gereken bir karakter hep aynı tip olunca, şiddetin ortaya çıkması ve olumsuz giden bazı konularla ilgili de stresin oluşması normal değil mi? Kişisel gelişim adı altında bize ne olmamız gerektiği sürekli dikte ediliyor ama gördüğüm hiçbir yazıda doğru düzgün işlenmeyen, bize iyi gösterilen bir rekabet etme süreci var. Bu insanlar için gerçekten ne kadar iyi? Kişisel olarak belli sınavlarda yüksek notu almak, yüksek ücret almak, yüksek statü sahibi olmak gerçekten başarılı olmakla eşdeğer mi? Bu vahşi rekabet düzeni içerisinde örgüt içi yardımlaşma ve empati gibi duyguları da kaybedip gidiyoruz. Bu gerçekten en doğru çözüm mü, hala bunu mu düşünüyorsunuz?

Örnekler vermek istiyorum ancak çözümlemesini doğrudan kendim, yaşadığım olaylar  ve kendimle ilgili başka kavramlar üzerinden yapmam beni hatalı bir yere götürebilir. Örneğin benimle ilgili konularda kendini ifade etmekle, iletişimle ve hızlıca çözüme ulaşmakla ilgili sorunlar olduğunu düşünebilirim. Bunlar benim karakterime uygun olmayan bir işte çalışmamla ilgili olduğu kadar, örgüt yapısıyla da ilgili. Ancak unutmamak gereken konu da şu ki, insanların hayatlarından mutsuz olmalarının, işlerinde yılgın, tükenmiş, depresif hallere girmelerinin sebepleri de var. Bu noktada her ne kadar kendim tekil gibi gözüksem de, diğer insanlar benden kuvvetli olduğu için değil, sadece işin bu noktasını dile getirmedikleri için veya göstermemeyi başarabildikleri için benden bir adım önde gözüküyor olmalılar. Yine Susan Cain’in kitabından hatırladığım bir enstantane, ilk çağlarda da dışa dönük ve içe dönükler var. Dışa dönükler muhtemelen avlanıp çok yiyeceği evlerine getiren insanlar, ama içe dönüklerin ortaya çıkmasının da belli nedenleri var. Sonuçta hayatta kalabilmek de önemli ve bu konuda temkinli hareket ederek çevreyi gözlemleyen içe dönüklerin daha başarılı olduğu da muhtemel.

Advertisements