Gezi Parkı Günleri

Gezi Parkı’nda Mayıs sonundan beri olanlarla ilgili birşeyler yazma isteğim, özellikle olayların zirve yaptığı ancak düşünsel olarak ortaya net bir sonuç çıkmadığı günlerden itibaren tavan yaptı. Her ne kadar olayların başlangıcı Taksim Meydanı’ndaki yeşil bir alanın ortadan kaldırılmasına tepki olarak başladıysa da, yorumlanma tarzı hep taraflar olarak ya da belirli gerekçelerle doldurularak anlatıldı. Ve kanımca, bu aşamadan itibaren de herkesin bildiği ve fikir birliği içerisinde olduğu gerçekler gerektiği gibi dile getirilmedi. Kendim olayların kalbinde hiçbir zaman olmadım, neredeyse tüm olayları internet üzerinden ve televizyondan takip ederek geçirdim. O nedenle bu konudaki görüşlerim azıcık dışarıdan bakarak oluşmuş bir bakıştır, ancak olanları farklı bir bakış açısıyla doğru analiz edebilirsem bu konuya anlamlı bir katkı yapabileceğimi düşünüyorum.
Olayların başlaması aslında basit şematik bir süreç: Bir kısım hassas vatandaş Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülmesine tepki gösteriyor. Polis geliyor ve bu tepkiye biber gazı atarak karşılık veriyor. Bu olay duyulunca daha fazla insan orada olanları merak ederek oraya geliyor. Onlara da gaz atılıyor. Bu döngü, olaylar Taksim dışına yansıyana ve ulusal boyuta varana kadar devam ediyor. Dolayısıyla, Gezi Parkı olaylarının temelinde iki tane yanıtlanması gereken soru var. Bu sorular da, olayların üzerinden 16 gün geçmiş olan bugün dahi net yanıtlanmış değil: Gezi Parkı ile ilgili ne yapılacak? Polis niye bu kadar yüksek şiddet gösterdi ve bu müdahale hangi yetkilinin takdiridir?
Sonra direniş süreci yaygınlaştı anca önemli birşey fark ettik. Bu da, ortalığın adeta yıkıldığı saatlerde ana medyanın gündemini değiştirmeyip bu olay olmamış gibi davranması oldu. Öyle ki, ülkenin seyri açısından son derece mühim olan dizilerin yayınının bile kesilerek takip edilmesi gereken olaylar yaşanıyor. İnsanlar televizyonlarda göremediği ancak varlığı kulağına giden olaylarla ilgili internete başvuruyor. Orada da olan-olmayan, doğru-yanlış birsürü bilgi arasında olanları anlamaya çalışıyor. Bu arada hala haber kanalları suskun, haberdar olanlar da son derece düz bir mantıkta olanları yorumlamaya çalışıyor. Bu da haklı olarak şunu sorgulatmaya başlıyor: Başka birşey yaşanmış olsaydı bunu medya yine saklayacak mıydı? Bunu örneklemek istemiyorum, daha acı verici örnekler aramaya gerek yok. Hadi kendimden örnek vereyim: İşyerimden dışarıya adım atıyorum, daha merdivenden inerken boğaım ve gözlerim yanmaya başlıyor. Her gün eve yürüdüğüm caddede polis barikatı var. İşyerinden bir saat erken çıkmak zorunda kalıyorum. Olaya dahil yüzbinlerce Türk vatandaşı var, televizyonlarda hiçbirşey yok, öyle mi? Bu da üçüncü sorumuz: Bunu yayınlamıyorsanız neyi yayınlıyorsunuz?
Gezi Parkı’ndaki sert müdahaleye tepki gösteren insanlara bakıldığı zaman, siyasi veya zümresel olarak net hiçbir sosyal topluluğa dahil edilebilecek insanlar olmadığı da görüldü. Tam aksine siyasi olarak hatta sportif olarak birbirlerinin karşılarında duran insanları elele gördük ve bu mücadelede birbirlerine karşı uzun süre doldurulmuş olan insanların bir araya gelebildiklerine, ortak bir amaç doğrultusunda, hak arama noktasında fikirlerinin uyuştuklarına şahit olduk. Her ne kadar, devlet büyüklerinin yaptığı açıklamalarda ikinci %50, marjinal grup, çapulcu, sol gruplar gibi bölünmeye çalışıldıysa da, oradaki insanların halkın bir kesiti olduğu gerçeğinin genel geçer bir doğru olarak kabul gördüğünü söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Böyle bir durumda da, çeşitli markaların aldığı tavır belirli markaların prestijini arttırırken, bir kısım markalar da müşteri ambargo ve protestoları ile karşı karşıya kalacaktır.
Gezi Parkı olayları zaten bir haftalık sürecinde dahi üzerinde çok konuşulacak bazı sonuçlara ulaşmamızı sağlayan bir olay oldu. Ancak Gezi Parkı’nda gösterilen direnişin ülkede sorunlu gözüken konularla ilgili çözümleri içerdiğini düşünmek de o derece hatalı olacaktır. Bunu en çok ortaya çıkan taleplerden biriyle örneklemek isterim: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın istifası.
Tamamen kağıt üzerinde düşünüyorum. Varsayalım Başbakan istifa etti. Ya sonra? Yerine kimin geleceği de belli bir muamma değil mi? Hadi AKP’yi de denklem dışına çıkartın. Yerine kim gelecek, bu konuda kitlelerin ortak bir düşüncesi oluştu mu sizce? Yukarıda üç tane soru sormuştum, yalnızca bunların yanıtlanması için bile, bu varsayımlar gerçekleşse bir sonuca varabilecek miyiz? Ben bu konuda hiçbirşeyin olmayacağını, tam aksine bu tarz bir belirsizliğin durumu daha da kötüye götüreceğini düşünüyorum. Bunu da şöyle ispat etmeye çalışacağım, üçüncü soruyu alt öğelerine ayıralım: Olayları televizyon kanalları niye yayınlamadı? Bu televizyonların bağımsız olmadığı ve patronlarının çıkarlarıyla uyuşmaması, bir yönüyle hükümete tabi olmaları gibi yanıtlar verilecektir. Peki bunlar niye bu durumda? O zaman her birmedya patronunun ticari faaliyetlerinin sorgulanması gerekecektir. Ne kadar fazla iş, öyle değil mi? Peki polisin gösterdiği şiddeti yine alt boyutlarına ayıralım, oradan neler çıkacak? Bunu incelemek için siyaset bilimci, güvenlik uzmanı, sosyolog, tarihçi, psikolog farklı kişilerin konuşması gerekmez mi? Peki işimizin bu kadar kestirme ve kolay olduğunu kim söylemişti? Başbakan yerine ya da partisi yerine tamamen yeni bir kişi ve/veya parti gelmesi durumunda temel sorularımızın yanıtlarını o kişilerden alabileceğinize gerçekten ihtimal veriyor musunuz? Düzeneğin olması gerektiği gibi yürümesi hemen başlayacak mı, buna gerçekten ihtimal verenler var mı?
Bu olayların sonucu olarak, zannediyorum ki artık:
Ülke yönetiminde olanlar halkın göstereceği tepkileri de göz önüne alarak icraatlerini gerçekleştirecektir.
Merkez medya artık kitleler tarafından sorgulanacak, insanlar onlara gelen haberlerin doğruluğunu araştırıp ondan sonra kabul edecek ve paylaşacaktır.
Mevcut ideoloji ve siyasal sistemler tüm etmenleriyle masaya yatırılacak, bu harekete somut hiçbirinin yanıt vermediğinden hareketle değişikliğe uğrayacak veya tamamen ortadan kalkacaktır.
Futbol müsabakalarında barışçıl yaklaşımlar tribünlerden harekete geçerek denenecek, bu noktada spor yöneticilerinin ve spor medyasının samimiyeti test edilecektir.

Son olarak, insanların birşeyleri sorgulaması noktasında olumlu baktığım bu sürecin getireceği olumsuz etkilerden de, burada yer vermemekle beraber endişe ediyorum. Seksen olaylarının içindeki kuşağın bir evladı olarak, olayların içerisinde olmamak noktasındaki yüksek hassasiyeti tüm vatandaşların taşıyor olduğunu ümit ediyorum. Hiçbir kavramın, ülkede yan yana yaşayan insanları karşı karşıya getirecek, onları birbirlerine fiziksel şiddet uygulayacak hatta Allah korusun canlarına kast edecek kadar değerli olduğunu düşünmüyorum. Umarım bu ülkede yaşayan insanların can güvenliğini tehlikeye sokacak olayları daha da fazla yaşamayız, şayet bir tarafım varsa da bu noktada kesinlikle canlara ve birlik-beraberliğe kast edenlerin karşısındaki tarafta olacağım.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s