Kahramanlığa Giriş: Neden ve Nasıl?

“Kahramanlık ile başlayıp en son filmler ve mitoloji konularında takıldığım süreci anlatan bir yazı yazmam lazım.” Ama bunu ifade ederken “Neden kahramanlık?” sorusunu yanıtlamak istiyorum. Bunu yapmak için de ilk fikrin aklıma gelmesinden çıkmaza girene kadarki dönemi anlatmalıyım. Her ne kadar kahramanlık hakkında tek ama sıkı bir yazı yazmak istiyorsam da, gözüken bu konuda tek bir yazıdan çok seri ya da serilere ihtiyacım olduğudur. O yüzden daha da fazla dallanıp budaklandırmadan konuya gireyim.

Kahramanlık ile ilgili düşüncelerimin olgunlaşmaya başlaması Haşmet Babaoğlu’nun bir köşe yazısında yazdıkları ile başladı.1 Yazıda Irak’ta yer alan Ebu Garip kampında Amerikalı askerlerin esir aldıkları Iraklılara yaptıkları işkenceleri irdeliyor, insanlarda başka insanlar üzerinde mutlak hakimiyet kurulduğu durumda ortaya çıkan duygunun acıma, merhamet değil tam aksine zalimlik ve gaddarlık olduğu üzerinde duruluyordu. Babaoğlu buradaki durumu Davranış Bilimleri deneyleri arasında en ünlülerinden olduğunu düşündüğüm Stanford Hapishane Deneyi’nde yaşananlar ile benzetiyordu. Stanford Hapishane Deneyi’nde yaşananlar, Das Experiment isimli filme de olan konusu olmuştur.2 Burada iki grup üniversite öğrencisinden bir tanesine gardiyan, diğerine ise mahkum rolü verilerek bir hapishane simülasyonu yapılmak istenmiştir. Ancak, deneyi gerçekleştiren Philip Zimbardo3, deneyi bir hafta sonra bitirmek zorunda kalmıştır, çünkü gardiyanlar mahkumlara gerçekten eziyet etmeye başlamıştır. Eziyette bulunan öğrencilere bunun gerçek olmadığı bazı denekler tarafından hatırlatılmasına rağmen, bu kişilerin yaptıklarını onaylayanlar da olmuştur.

İşte Zimbardo’ nun araştırmalarına, Stanford Hapishane Deneyi’nde yaşananlar ile ilgili konulara, ya da insanların eline başka bir insanın hayatının kontrolü geçtiği durumda neler yaptıklarına baktığımızda, ortada zulüm, haksızlık, adaletsizlik olduğu bir durumda (yazının bundan sonraki bölümlerinde tamamına birden zulüm diyeceğim) insanların verdikleri ya da vermedikleri tepkilere göre kahraman ya da boyun eğen olabildiklerini rahatlıkla ifade edebiliriz. Vermedikleri yazıyorum, çünkü araştırmalarda bulunan gerçeklerden birisi de, insanların başkasının zulüm görmesine sessiz kalması ve/veya tepki vermemesi bu zulmü kabul ettiğinin ve onayladığının bir göstergesidir. Bu durum da, kişiyi çaresizlikten boyun eğen ya da zavallı konumuna getirmemekte, bilakis bu kişinin zulme ortak olduğunun, bu zulüm ve haksızlık durumunu olağan gördüğünün bir işareti olarak görülmektedir. Dolayısıyla, ortada bir zulüm varsa, bu zulme ortak olanlar ve zulmü yaşayanlar olacaktır. İşte bu ortamdan bir kahraman çıkarak zulme karşı  bir tepkiyi ortaya koyduğunda da aslında kahramanlık davranışı doğmuştur diyebiliriz. Neredeyse tüm kahramana dayalı öyküler de bu şekilde başlar diyebiliriz. Başlangıç noktasında kalıp, Kahramanlık ile ilgili söyleyeceklerimi bir sonraki yazımda ele alacağımı söylemek istiyorum. Çünkü konuya merak saldıktan sonra peşpeşe izlediğim birkaç film bakış açımı o kadar değiştirdi ki, bahsedeceğim filmleri bu perspektifle izlemeseydim aynı etkiyi yapar mıydı doğrusu çok merak ediyorum.

Ancak, Stanford Hapishane vb. deneylerde karşılaştığımız, insanların birbirine zulmetmesi doğası ile ilgili biraz konuşmak gerekiyor. Etrafımızda olan biten zulümlerle ilgili sessiz kalmanın bizi konunun dışında tuttuğunu düşünürüz. Halbuki bu bizi dışarıda bırakmayıp tam aksine  zulmü yapanı güçlendiren birşeydir. Örneklerden yola çıkalım; emniyet şeridinden gidenleri gördüğünüzde hatalı olduklarını ifade edecek bir yol mu arıyorsunuz yoksa ileride kendinizin de bu davranışı tekrar edeceği aklınıza gelerek tepki vermiyor musunuz? İşyerinizde bir yöneticinin; astınız, üstünüz veya hiçbiri olmayabilir; başka bir iş arkadaşınıza gereğinden fazla bağırdığına şahit oldunuz mu? Peki ne yaptınız? Benzer durum başınıza geldiğinde, diğer insanlardan ne beklediniz ve onlar nasıl yaklaştılar? Banka ekstrenizde beklediğinizden ve hesabınızdan 5 TL fazla gelmiş, ne yaparsınız? Bankadır hakkıdır diye mi düşünürsünüz, tüketici mahkemesine başvurmak için hazırlık mı yaparsınız? Yoksa başka arkadaşınızın sizden birkaç kat fazla ödediğini hatırlayarak kendinizi rahatlatır mısınız?

Elbette her konuda sorumlu davranmak tek bir sorgulayan bireyin tek başına başarması olanaklı bir konu değil. Ama diğer taraftan, atılmayan her adım daha büyük bir olaya Kelebek Etkisi misali sebep oluyor mudur acaba? Bunu da iyi düşünmeli.

KAYNAKLAR:

http://www.lucifereffect.com/index.html

http://library.thinkquest.org/C001515/design/

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s